Başlık bana ait değil. Birlikte üyesi olduğumuz bir Whatsapp grubunda saygın hocalarımızdan Prof. Dr. Ahmet SALTIK, 17 Mayıs 2026 günü Ankara’da yapılan Cumhuriyetçiler kurultayında yaptığı sunumu bizlerle paylaşmış. İlgi duyanlar için 7 sayfalık sunumu linkte. Hocamızın özgeçmişi yazı içinde var. https://ahmetsaltik.net/arsiv/2026/05/POSTMODERNITEDE-SAGLIK-HAKINI-SAVUNMAK-17.5.26.pdf

Çok uzun bir yazı olmayacak. Çünkü yazı içinde yeterli linkler var. Yorumları okuyuculara bırakacağım.

POSTMODERNİTE düşünceye hocamız da biraz değinmiş;

*Tek doğru yoktur.

*Herkes için geçerli evrensel gerçekler tartışılmalıdır.

*Büyük ideolojiler insanlığı kurtaramadı.

*Gerçeklik medya ve algıyla şekillenebilir.

*Tüketim kültürü gerçeğin önüne geçti.

KESİNLİK YERİNE GÖRECELİK/ MERKEZ YERİNE ÇOĞULCULUK/ BÜYÜK ANLATILAR YERİNE KÜÇÜK HİKAYELER öne çıkar diyor CHATGPT özet olarak.

Postmodern toplumda ÜRETİM yerine TÜKETİM/ İHTİYAÇ yerine İMAJ/ FAYDA yerine MARKA öne çıkıyor.

Türkiye sağlık modelindeki sorunlar özetlenmiş;

*Sağlık ocakları kapatılıp Aile hekimliği kurularak, hekimler işletme sahibi yapıldı. Koruyucu tıp bitirildi.

*GSS ve Tamamlayıcı sağlık sigortası soygunu.

*Şehir hastaneleri ve KÖİ- Kamu Özel İşbirliği tuzağı.

Çözüm önerileri Kısa- Orta- Uzun erimde sıralanmış. (İlgimi çeken bazı başlıklar.)

Kısa vadede; GSS ve Özel Sigorta Teşviklerinin Kaldırılması: Sağlıkta katkı payı, katılım payı, bıçak parası, tamamlayıcı sigorta primleri sıfırlanmalıdır. Finansman, genel bütçeden ve servet vergisinden karşılanmalıdır.

Orta vadede; Her mahalleye tam donanımlı, içinde halk sağlığı hemşiresi, ebesi, psikoloğu, diyetisyeni, çocuk gelişimcisi.. olan “Kamusal Sağlık Evleri” ve Ulusal İlaç ve Aşı Sanayisi kurulmalıdır önerisi var.

Uzun vadede; Sağlık giderinin ulusal gelirdeki payı %5’ten yaklaşık %10’a çıkarılmalıdır.

YORUM: Hocamızın önerisine göre;

  1. Bu iktidar yerine gelecek yeni iktidar (sanırım CHP’ye hitaben) SERVET VERGİSİ koymalı.
  2. Sağlığın finansmanı için, Genel bütçe gelirleri kaynağı olan; Sağlıkta katkı payı, Katılım payı, Tamamlayıcı sigorta primleri kaldırılmalı ancak giderlerin oranı %5’den %10’a iki kat artırılmalıdır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Servet sahibi olanlardan alınan Varlık Vergisi ile bu iktidarın dile getirdiği Değerli Mülk vergisi gibi uygulamalar toplumda tepki çekmiştir. Diyelim ki CHP kazandı. Bu öneriden haberi var mı?!

Yeni kaynaklar yaratmadan, havadaki kuş yerine eldeki kuştan vazgeçmeyi önermek, popülistlik olmaz mı?

Saygıdeğer hocamızın şu cümlesine katılmamak mümkün değil;

Halka sağlığın “hastanede tedavi edilmek” değil, “hasta olmamak,” sağlığın korunması ve geliştirilmesi olduğunu ve bunun olanaklı olduğunu, daha sağlıklı bir dünya ve yaşamı yaratabileceğimizi anlatıp açıklayarak başlamalıyız.

İyi de nasıl olacak bu iş? Sendikal hareketlerden Adam Smith’e, Kolombiya ve Şili’den Küba’ya örnekler verilmiş ancak, ülkemize özgü somut bir çözüm modeli göremedim. Kimse kusuruma bakmasın ama son bölümde “Küresel sermaye, kapsamlı bir etik – moral tarihsel özeleştiriye çağrılmalıdır.” Başlığı altında yazılanlarla, yapılan bunca tespit ve tenkitlerden sonra, böyle bilimsel bir kurultaydan daha detaylı ve köklü çözümler beklerken görememiş olmak beni hayal kırıklığına uğrattı. Umarım diğer konuşmacılar bahsetmiştir.

KURULTAYLAR, ÇALIŞTAYLAR, SEMİNERLER, KONGRELERDE NE YOK!

Siyasi partiler, İktidar, STK’lar, Üniversiteler, Akademisyenler vb. birçok toplantı planlıyor. Bazılarının sonuç raporlarını okuyorum. En son söyleyeceğimi ilk önce söylemem gerekirse; Çoğunda, değişim ve dönüşüm ile yeni bir anlayış ve model göremiyorum. Körler sağırlar birbirini ağırlar durumu var.

*Konuşmacılar veya bu toplantıları düzenleyenler mi yetersiz?

*Tribünlere oynayıp, fincancı katırları ürkütmek mi istenmiyor?

*Kazara farklı laflar edebilir ve zorda kalırız diye TV programları ve bu toplantılara yeni kişiler mi çağrılmıyor.

O kadar çok örnek var ki! Şahit olduğum 3-5 örnek dışında genele bakınca 100 tane bile bulunur.. Zaten her gün TV’lerde izlediğimiz kadrolu tartışmacılar yeter de artar bile.!

Konumuza dönersek. Ne diyordu hocamız? “Halkımıza sağlığın “hastanede tedavi edilmek” değil, “hasta olmamak,” sağlığın korunması ve geliştirilmesi…” Toplantıda olsaydım, şu soruyu sormak isterdim;

Türkiye’nin ikinci canlı nüfusu, temel besin kaynağımız olan, 75,6 milyon Küçük ve Büyükbaş hayvan var. 17,7 milyon Büyükbaş, 57,9 milyon Küçükbaş. Bunların yaklaşık 65 milyonu kulak küpeli olarak kayıtlıdır.

490.000 yetiştirici var. Damızlık Sığır Birliklerine kayıtlı 5-8 milyon baş, Damızlık koyun-keçi birliklerinde 20-35 milyon baş dersek, 25-43 milyon baş hayvan birliklere kayıtlı. Yani yaklaşık yarısı kayıtlı değil. (Doğru envanter olmayınca böyle aşırı uçlu farklılıklar oluyor.)

2002’de nüfus 66 milyon, kişi başın hayvan sayısı 0,64, 2025’de 0,88. 1980’de yaklaşık 1,8 olduğuna göre, Sığınmacılarla birlikte nüfusun 100 milyon olduğu varsayımıyla, kişi başına hayvan varlığımız 0,76 diyebiliriz.

YORUM:

İktidar ve muhalefet partileri, akademisyenler, üniversiteler, STK’lar, belediyeler vb. Sayın SALTIK gibi “sorun hasta olmamak ve önleyici sağlık sistemi” diye ortak teşhiste birleşiyorlar. Ancak temel besin kaynağımız ikinci canlı nüfusu yok sayarak çözümler üretmeye kalkınca doğru ve uygulanabilir sonuçlar alınamıyor. “Sağlık hakkımızı korumak” adına iktidar ve iktidara talip olanlardan bunu talep etmeye hakkımız yok mu?

Sadece Trakya Şap hastalığından ari bölge. Avrupa’da hayvan varlığında birinciyiz diye böbürleniyoruz. Niye kimse ülkede 100 milyon insanın tedavisinde eksik- hatalı da olsa mevcut Hastane ve sağlık sisteminden şikâyet ederken, ikinci canlı nüfusun HAYVAN HASTANESİ ve sağlık sigorta sistemi olmadığı gerçeğinden bahsetmeyip, çözüm önerileri geliştirmiyor?

Evcil hayvanların sağlığını düşündüğümüz kadar bile Tarımsal hayvan sağlığını düşünmeyip, yükü veterinerin sırtına yüklemenin mantığı nedir arkadaşlar? Çözüm önerim geçmişte de paylaştığım gibi linkteki yazıda. Daha iyisi yoksa en iyisi; https://abaybarsgogez.net/tarimsal-hayvan-hastaneleri-kurulus-ve-isletilmesi/

Postmodernite yaklaşımının tümünü reddetmek yerine, (*Tek doğru yoktur. *Herkes için geçerli evrensel gerçekler tartışılmalıdır.) makul, mantıklı ve uygulanabilir çözümler her kimden geliyorsa dikkate almak gerekmez mi? Her konu ve çözümü adının başında Prof. Dr. Milletvekili, Bakan, Siyasi parti başkanı gibi unvanı olanlar bilir kafası terk edilmelidir. Ne diyor? *Büyük ideolojiler insanlığı kurtaramadı. Unvanı olmasa da araştıran, kitap yazan, düşünen ve ülkenin geleceğine dair kaygılar taşıyıp koltuk beklentisi olmayanların da bu kongrelere davet edilerek görüşlerinin alınması gereklidir. Aksi halde gelişemez, birçok sosyal ağlar ve gruplarda olduğu gibi, geçmişe dair olayları, kişileri ve konuları kaşıyıp, ileriye yönelik fikir üretemeden, sürekli aynı şeyleri tekrar ederek büyük işler yaptığımızı düşünür hava atarız.!

Bilgi paylaşınca güzel
X

Şifrenizi mi unuttunuz?

Bize Katılın