Rahmetli babam sıkça kullanırdı. “Ne bu perhiz, ne bu lahana turşusu..!”

KKTC’ye doğalgaz boru hattı döşenmesi konusunda basında çıkan haberlere göre karşılıklı imzalar atılmış. “DOĞALGAZ DAĞITIM ŞİRKETLERİ VE BELEDİYE PAYLARI” kitabını yazmış bir kişi olarak değerlendirme yapacağım.

Öncelikle KKTC’nin durumuna bakalım;

  1. Turizm ve tarım- hayvancılık- üniversite eğitimi- konut inşaatı ağırlıklı bir ekonomi.
  2. Yılın 12 ayının 1-2 ayı soba yakacak seviyede soğuk. Oteller ve konutlarda klima yaygın.
  3. Sıcak su ihtiyacı, oteller ve konutlarda, çatı güneş enerji kollektörlerinden elde edilir.
  4. Sanayi- baca gazı- neredeyse yoktur. Doğal “Karbon Nötr” hatta dünyada Karbon Negatif ülke adaylarındandır. Atmosferi temizleyen bu özelliği ile karbon kredileri/ hibeleri alabilir.
  5. Doğalgaz fosil yakıt kökenlidir. Ancak adanın çevresinde zengin doğalgaz yatakları vardır.
  6. Amaç iddia edildiği gibi elektrik üretim ve konut ısınması ise, Beşparmak dağları güney yamacı doğal platform olup, GES- Güneş Enerji Santralleri için ultraviyole yönünden zengindir.
  7. Kuzey sahilleri yılın 11 ayı rüzgarlı olup, deniz üstü veya mendirekler üzerinden RES/ OFF-SHORE santraller ile elektrik elde edilebilir. Danimarka denizinde 5 bin civarı RES var.

Bu verilere göre 100 km civarı deniz altı boru döşeyip, min. 20- 25 km iç dağıtım ağı yatırımla KKTC’de doğalgaz termik santrali kurup elektrik elde ederek konut- otel ısıtmalarında kullanılması bence mantıklı ve ekonomik görünmüyor. Hatta sanayi yatırımı olmayan Türkiye’nin Akdeniz sahillerindeki turizm ağırlıklı yerleşim yerlerinde bile mantıklı ve efektif değildir.

Ayrıca COP 31 kongresi düzenleyecek Türkiye’den fosil yakıt ağırlıklı değil de yenilenebilir kaynaklara dayalı yatırımlar ve projeler üretmesini beklemek daha mantıklı değil mi?

AKLIMDA DELİ SORULAR;

  1. Hangi gerekçeyle deniz altından Doğalgaz boru hattı döşenmesinde ısrar ediliyor? Daha önce içme suyu hattı döşendi. Elektrik kablo hattı çalışmaları var.
  2. GKRY- Güney Kıbrıs doğalgazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması mı planlanıyor? TC ve KKTC bu konsorsiyum dışında tutulurken ve KKTC münhasır deniz alanlarında olası Doğalgaz kaynaklarına ulaşmamız engellenirken, Sayın Alparslan Bayraktar’ın “ileride ters akışla Doğu Akdeniz gazının Türkiye’ye ve Avrupa’ya taşınabilecek” demesini alkışlayıp gurur mu duyalım?
  3. Bu yatırım KKTC’nin enerji ihtiyacı için yapılıyorsa ekonomik olarak Türkiye’nin üstlenmesi sorgulanmalıdır. Eğer İsrail, GKRY, Mısır, Lübnan vb. konsorsiyum veya çok uluslu şirketlerce Doğu Akdeniz’de çıkarılacak gazın AB’ye taşınacağı bir omurga olacaksa yatırımın;

*Uluslararası konsorsiyum ülkeleri tarafından mı,

*Uluslararası enerji şirketleri tarafından mı,

*Proje finasmanı sağlayan bankalar- fonlar- sigorta şirketleri- yatırım konsorsiyumları tarafından mı finanse edildiği/ edileceği kamuoyuna açıklanmalıdır.

  1. İktidar yalanlasa da, kamuoyunda sıkça tartışılan İsrail ile ticaretin devam ettirildiği iddiası, bir başka boyuta taşınarak İsrail ve GKRY’nin içinde olduğu Doğu Akdeniz doğalgazının taşınması konusunda “arka kapı” diplomasisi mi yürütülüyor?
  2. Bu düşüncelere gereksiz kuşku olarak bakılırsa, uluslararası sulardan geçen “KKTC Su Hattı” dahil hangi uluslararası sigorta kuruluşlarının sigorta yaptığını öğrenebilir miyiz? Uluslararası Sigorta şirketlerinin sigortalamadığı hiçbir projeye finansal yatırım desteği verilmez. Türkiye kamu kurumları bile ihalelerde “All Risk” sigortası yaptırmayana hak ediş ödemez.

YAPAY ZEKA DESTEKLİ CEVAPLAR AŞAĞIDA

Sorular enerji ekonomisi, jeopolitik ve iklim politikalarının kesiştiği bir konu. Yukarıda çizdiğim teknik çerçeve, Doğalgaz dağıtımı konusunda kitap yazmış biri olarak, klasik “enerji arzı” bakışının ötesinde “stratejik yatırım analizi” aklını ortaya koyuyor. Devlet aklının da bu paralelde olması gerektiğini düşünüyorum. Birkaç senaryo üzerinden değerlendirelim.

Ön değerlendirme

Sadece KKTC’nin iç enerji ihtiyacı açısından bakarsak, ekonomik olmadığı görülüyor. Ancak toplumdan bu gerçeğin saklandığı endişesi devlet ciddiyetine zarar vererek güvensizlik yaratabilir.

Bunun nedenleri:

  • KKTC’nin nüfusu yaklaşık 450-500 bin civarıdır.
  • Ağır sanayi yok.
  • Isınma ihtiyacı çok sınırlı.
  • Sıcak su ihtiyacının önemli bölümü güneş kolektörleriyle karşılanıyor.
  • Elektrik talebi Avrupa ölçeğinde oldukça az.
  • Yaklaşık 100 km deniz altı boru hattı milyarlarca dolarlık yatırım gerektirebilir.
  • Bu yatırımın geri dönüş süresi çok uzun olur. TC mevcut ekonomik sorunlarıyla bu yatırımı tek başına üstlenirse bütçe/ borç dengesi zaten bozuk olup daha fazla riske girer.

Bu nedenle yalnızca KKTC’ye gaz vermek amacıyla yatırım ekonomik açıdan güçlü görünmüyor.

Senaryo 1: Enerji arz güvenliği

KKTC elektrik üretiminde büyük ölçüde fuel-oil kullanılıyor. (Yıllardır neden GES-RES kurulmadı!?)

Doğalgaz;

  • Daha temiz,
  • Bakım maliyeti düşük,
  • CO₂ emisyonu kömüre göre yaklaşık %40-50 daha az,
  • Elektrik üretim maliyeti azaltılabilir.

Bunlar teknik gerekçe olup, ekonomik olup olmadığı ayrıca tartışılmalıdır.

Senaryo 2: Jeopolitik

Türkiye;

  • Su götürdü,
  • Elektrik kablosu götürmeyi planlıyor,
  • Şimdi gaz da götürürse

KKTC’nin enerji altyapısı Türkiye ile entegre olur. Bu ekonomik olduğu kadar stratejik yatırımdır.

Senaryo 3: Doğu Akdeniz enerji merkezi

Bence asıl büyük senaryo budur. Türkiye yıllardır şunu savunuyor:

Doğu Akdeniz gazı; Türkiye üzerinden, Avrupa’ya gitmeli.

Böyle bir ana hat kurulursa, KKTC bağlantısı bu ana hat içinde küçük bir kol olabilir. Yani asıl yatırım KKTC için değil, Doğu Akdeniz enerji koridoru için yapılmış olur.

Pazarlıklar bu sefer ülke yararına odaklı yapılmalıdır. Geçmişte olduğu gibi, “Su akar, Türk bakar” gibi, Doğalgaz hatlarında KORİDOR ülke değil, en azından TRANSİT hatta HUB/ MERKEZ ülke olarak gelir ve güç kazanacağımız anlaşmalar yapılmalıdır.

GKRY gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması doğru bir karar mı?

Bu ihtimal uzun yıllardır konuşuluyor. Nedenleri;

Doğu Akdeniz’de; Chevron, Eni, Total Energies gibi şirketlerin ruhsatlı sahaları var.

Ekonomik açıdan, en kısa, en ucuz, en güvenli güzergâh, Türkiye üzerinden Avrupa’dır.

Ancak bunun önündeki en büyük engel, Kıbrıs sorunu ve TC- GKRY siyasi ilişkileridir.

Yatırımı kim yapıyor?

Bugüne kadar kamuoyuna yansıyan bilgilere göre kesinleşmiş uluslararası finansman modeli yok. Muhtemel seçenekler:

  • Türkiye’nin kamu yatırımı,
  • Kamu- özel ortaklığı,
  • Uluslararası konsorsiyum.

Nihai yatırım kararı kamuoyuna açıklanmadı. (Sözleşme imzalandığına göre belli olması gerekir!)

AB finansmanı mümkün mü?

Eğer amaç yalnızca KKTC ise, AB’nin bunu finanse etmesi oldukça düşük ihtimaldir. Ancak; Doğu Akdeniz gazının, Avrupa’nın enerji güvenliğine katkı sağlayacak şekilde taşınması söz konusu olursa, uluslararası finans kuruluşları veya özel enerji şirketlerinin finans sağlaması teorik olarak mümkün.

Bunun gerçekleşmesi ise siyasi uzlaşılara bağlıdır.

Başka hangi senaryolar olabilir?

Bence en ilginç senaryo, linkteki yazılarımda belirttiğim gibi; KKTC’nin yenilenebilir enerji laboratuvarı ve Karbon Negatif Ülke olmasıdır.!

Bunun için;

  • Beşparmak Dağları’nın güney yamaçlarında büyük ölçekli güneş enerji santralleri,
  • Kuzey kıyılarda deniz üstü veya mendirek tipi rüzgâr santralleri,
  • Batarya depolama,
  • Yeşil hidrojen üretimi,
  • Sıfır atık ve Döngüsel ekonomi
  • Arıtma sularının tarımsal sulamada kullanılması için, ağır metallerden ayıklanması hedefli Mikroalg Biyoreaktörü/ Çiftlikleri kurulması
  • Elektrikli toplu ve bireysel ulaşım zorunluluğu,
  • Karbon negatif turizm modeli birlikte düşünülebilir.

Bu model, KKTC’nin “Akdeniz’in karbon negatif ada ekonomisi” markalaşmasına katkı sağlar.

COP31 açısından

Türkiye COP31’e ev sahipliğiyle iklim liderliği hedefleniyorsa, büyük ölçekli fosil yakıt altyapılarının ekonomik ömrü ile uzun vadeli net sıfır hedefleri arasında denge kurmalıdır. Doğalgaz, kömür ve fuel-Oile göre daha düşük emisyonlu geçiş yakıtı olsa da, uzun ömürlü yeni gaz altyapıları, yenilenebilir enerjiye geçiş hızını olumsuz etkileyeceğinden yatırım kararları çok dikkatli analiz edilmelidir. Ayrıca KKTC’nin durumu COP 31 toplantısında akıllara kazınacak şekilde net olarak ortaya konulmalıdır. https://abaybarsgogez.net/unutulmayacak-cop31-toplantisi-yapmak/

SONUÇ

Yalnızca KKTC’nin elektrik üretimi ve konut/otel kullanımını karşılamak amacıyla yaklaşık 100 km’lik deniz altı doğalgaz boru hattı inşa etmek ekonomik açıdan güçlü bir gerekçeye sahip görünmüyor. Böyle bir yatırımın anlamlı olabilmesi için arkasında daha geniş bir jeopolitik veya bölgesel enerji koridoru stratejisinin bulunması beklenir.

KKTC’nin sınırlı ısıtma ihtiyacı ile İklim ve Enerji politikası, yüksek güneşlenme süresi, rüzgâr potansiyeli ve temiz çevresi birlikte değerlendirildiğinde, yenilenebilir enerji ve düşük karbon ekonomisi üzerine konumlandırılırsa, uzun vadede hem ekonomik hem de uluslararası görünürlük açısından önemli avantajlar sağlayabilir.

Ayrıca arka kapı diplomasisi ile kamuoyundan saklanan gerçekler, vatandaşların hükümete karşı güven duygusunu zedeleyebilir.

Bilgi paylaşınca güzel
X

Şifrenizi mi unuttunuz?

Bize Katılın