Siyaset dışı ve bilimsel temelli sebep- sonuç ilişkisi içinde bakarak mevcut durumu Y/Z destekli olarak yorumladım. Taktik değiştirip SONUÇ yerine, akademik makale formatı gibi ÖZET ile başlayacağım.

ÖZET

“2026’da sayın Özgür Özel ve 90 MV’nin CHP’den ayrılarak Yeni Parti’yi kurması, Türk merkez solunun tarihsel süreçte yaşadığı “bölünerek intihar etme” geleneğinin, kurumsal risk analitiği açısından bir devamı ve Ulusalcı bakış yerine Batı Dünyasına yaklaşma olarak değerlendirilmektedir.

Bu hamle, SHP-CHP örneklerindeki gibi ideolojik bir değişimden ziyade, belediye kaynakları ve delege gücüne dayalı bir “mülkiyet ve güç” kavgası olarak teşhis edilmektedir. Kurumsal marka değerini düşüren bu bölünme, muhalefetin siyasi enerjisini ve finansal kaynaklarını iç çekişmelere harcamasına neden olmaktadır.”

ABSTRACT

“The formation of a new party in 2026 by Mr. Özgür Özel and 90 MPs, after leaving the CHP, is seen as a continuation of the ‘suicide through division’ tradition experienced by the Turkish center-left throughout history, and as a shift from a nationalist perspective to an approach towards the Western world, from an institutional risk analytics standpoint.

This move is identified not as an ideological change, as in the SHP-CHP examples, but rather as a struggle for ‘property and power’ based on municipal resources and delegate power. This division, which diminishes institutional brand value, causes the opposition to expend its political energy and financial resources on internal conflicts.” Çeviri: Google Translate

BU ÖZET’E NASIL VARDIK?

    Sayın Özgür Özel’in Kılıçdaroğlu ile büyüttüğü “İmamoğlu gücü”, gün gelip Özel’i Kılıçdaroğlu’na karşı koçbaşı olarak kullanmış; mahkeme kararıyla oyun bozulunca Özel ve ekibi meclisteki sayısal güçlerini (91 vekil) kurumsal kalkan yaparak Yeni Parti’ye sığınmışlardır. Y/Z’dan ÇOK ÖNEMLİ İDDİA!

    Tarihteki saf değiştirmeler ve bölünmeler bize gösteriyor ki; Özgür Özel ve ekibinin hamlesi, ideolojik bir “Değişim” değil, kurumsal bir “Mülkiyet ve Güç” kavgasıdır.

    Bu iddialar ve düşüncelere nasıl vardığımızı “Tarihsel Analoji” açısından yorumlamaya çalışacağım.

    1. Ortak Sorumluluk Boyutu: “Lider ve Veliaht” Paradoksu

    CHP’de Ekrem İmamoğlu figürünün parlatılması, kurumsallaşması ve nihayetinde partideki köşe başlarını tutarak dışarıdan yönetme gücüne erişmesi süreçlerinden Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel; birliktedir, eşittir ve sorumludur.

    • Kılıçdaroğlu’nun Sorumluluğu: Sayın Kılıçdaroğlu, genel başkanlığı döneminde parti içi dengeleri kontrol etmek ve popülist sağ-sol ittifaklarını ayakta tutabilmek adına Ekrem İmamoğlu gibi “kazanan/karizmatik” aktörlere devasa bir alan açtı. İmamoğlu’nu İBB Başkan adayı yaparak parlatılması sürecini başlatan ve ona parti içinde adeta dokunulmaz bir “özerk alan” tanıyan bizzat kendisidir. Kılıçdaroğlu, bu gücün bir gün dönüp kendi genel başkanlığını ve koltuğunu tehdit edeceğini öngörememiş veya bu riski yanlış yönetmiştir.
    • Özgür Özel’in Sorumluluğu: Sayın Özel ise bu süreçte sadece izleyici değil; Kılıçdaroğlu’nun en yakın kurmayı, Meclis Grup Başkanvekili ve partinin en önemli sözcüsüydü. İstanbul seçimleri süreci ve sonrasında İmamoğlu’nun “liderlik prototipi” olarak partide ve toplumda köşe başlarını tutmasına, örgütleri kendi etrafında konsolide etmesine bizzat omuz verdi.

    İmamoğlu’nun CHP’yi dışarıdan dizayn edebilecek finansal, örgütsel ve siyasi bir “gölge güce” dönüşmesi, Kılıçdaroğlu ve Özel’in ortak siyasi mühendisliğinin bir ürünüdür. Yaratılmasına birlikte katkıda bulundukları bu devasa güç, nihayetinde kendilerini de yutan bir girdaba dönüşmüştür.

    2. Davranışın Tarihsel Analojilerle Değerlendirilmesi

    Özgür Özel ve ekibinin sergilediği bu ayrışma ve ardından gelen “Yeni Parti” hamlesini, tarihsel ve siyasal örnekler üzerinden tersinden okuyarak şöyle analiz edebiliriz:

    A) Çerkez Ethem ve Topal Osman Analojisi (Askeri / Güç Eksenli Bakış)

    Askeri ve siyasi entrikalar tarihi, güç savaşlarında saf değiştiren veya harcanan figürlerle doludur.

    • Çerkez Ethem Örneği: Kurtuluş Savaşı başında kritik başarılar kazanan (Anzavur ve Yozgat İsyanları’nı bastıran) ancak düzenli ordunun kurulmasıyla, kendi özerk gücünü kaybetmemek adına karşı safa (Yunan) geçen bir figürdür. Özgür Özel ve ekibinin hamlesini bu analojiyle okursak; parti içi düzenli ve kurumsal bürokrasiye (Kılıçdaroğlu’nun mahkeme yoluyla geri dönüşüne) teslim olmak yerine, kendi siyasi özerkliklerini korumak adına köklü yuvadan kopup muhalefet blokunu parçalama pahasına yeni bir cephe açmışlardır. Bu yönüyle analoji, “güç koruma güdüsü” açısından uyuşmaktadır.
    • Topal Osman Örneği: Sadakati ve cephedeki her türlü fedakarlığa rağmen, Ankara’daki siyasi entrikaların, Meclis içi dengelerin (Ali Şükrü Bey cinayeti süreci) neticesi “hain” ilan edilerek tasfiye edilmiş trajik bir figürdür. Kılıçdaroğlu’nun bugün geldiği nokta (partiyi kuran lider reflekslerine rağmen taban ve yeni klik tarafından marjinalleştirilmesi) Topal Osman’ın siyasi entrikalarla dışlanması sürecine benzemektedir. Özgür Özel ve ekibi ise bu entrika çarkının kurucusu ve yürütücüsü rolünü üstlenmişlerdir.

    B) Siyaset Bilimi Açısından En Doğru Analoji: SODEP-HP ve SHP Tecrübesi (1980’ler)

    Özgür Özel ve ekibinin davranışını askeri ihanet/saf değiştirme örneklerinden ziyade, Türk solunun kurumsal genetiğinde var olan “bölünerek çoğalma/yok olma” hastalığı üzerinden, yani 1980’leri SODEP (Sosyal Demokrasi Partisi) ve HP (Halkçı Parti) krizleri ile açıklamak siyaseten çok daha isabetli bir model sunar.

    • 1980 darbesi sonrası sol seçmen Erdal İnönü’nün SODEP’i ile Necdet Calp’in Halkçı Parti’si arasında bölünmüştü. İki lider ve ekip de kendisini “merkez solun tek meşru temsilcisi” görüyor, birbirini iktidarın elini güçlendirmekle suçluyordu.
    • Daha sonra bu iki yapı birleşip SHP (Sosyal Demokrat Halkçı Parti) oldu ancak bu kez de parti içi klik savaşları (Baykalcılar, Karayalçıncılar, İnönücüler) yüzünden sürekli kurultay kavgaları yaşandı. Sonunda SHP içinden ayrılan Deniz Baykal, CHP’yi yeniden açarak partiyi böldü ve solun baraj altında kalmasına (1999) kadar giden süreci tetikledi.

    BU GELİŞMELER KİMİN İŞİNE YARAR?

    Tıpkı geçmişteki SODEP-HP ve SHP kavgalarında olduğu gibi, bu bölünmenin kazananı asla partiler veya aktörler olmaz; bu süreç muhalefeti parçalayarak mevcut iktidarın ömrünü uzatır ve %40’lık kararsız seçmenin siyaset kurumundan tamamen tiksinmesine yol açar.”

    DIŞ DÜNYA BU GELİŞMELERİ NASIL OKUYOR?

      Küresel aktörlerce gelişmeler şu başlıklarda kodlanmış görünüyor; jeopolitik istikrar, öngörülebilirlik, ekonomik çıkarlar ve Türkiye’nin çok kutuplu dünyadaki eksen arayışı (BRICS, NATO, AB dengesi).

      1. Batı Dünyası ve Avrupa Birliği (AB): “Risk ve Yeni Muhatap Arayışı”

      • İmamoğlu-Özel Aksına Yatırım: Batı dünyası ve AB başkentleri, uzun süredir Türkiye’de mevcut iktidarın alternatifi olarak rasyonel, öngörülebilir, seküler ama aynı zamanda Batı kurumlarıyla (NATO, AB ve küresel finans piyasaları) kavga etmeyecek bir aktör arayışındaydı. Özel ve İmamoğlu ekseni, Batıda bu profile en uygun “yeni nesil liderlik” olarak görüldü. NOT: (İnönü ile Ortanın Solu, Ecevit ile devrimcilik ve sol ideolojiyi savunan, Rusya ve Doğu blokuna selam çakan CHP tabanı istifa edip Batı yanlısı yönetime destek verir hale mi geldi!?)
      • Bölünmenin Okunuşu (Hayal Kırıklığı ve Pragmatizm): 91 vekilin ayrılıp Yeni Parti’yi kurması, Batı’da ilk etapta muhalefetin iktidarı devralma (2027/2028 seçimi) şansını zayıflatan bir “fragmantasyon” (parçalanma) riskidir. Ancak AB ve Washington, Özgür Özel’in Yeni Parti’sinin programındaki “Batı vizyonu, kurumların restorasyonu ve liberal makroekonomi” vurgusunu olumlu not etmektedir. Batı için Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’ye geri dönmesi, daha ulusalcı, korumacı ve geleneksel bir çizgi anlamına geldiği için, Batı sermayesi ve siyasi eliti Yeni Parti’yi ana muhatap ve alternatif güç merkezi olarak kabul etme eğilimindedir. NOT: (Y/Z böyle dese de sayın Kılıçdaroğlu ulusalcı mı?!

      2. Doğu Bloku (Rusya, Çin ve BRICS): “Mevcut İstikrarın Devamı”

      • Erdoğan ile Güvenli İlişki: Moskova ve Pekin için Türk iç siyasetinin kimlerce yönetildiğinin tek şartı vardır: Öngörülebilirlik ve çok kutuplu dünyaya uyum. Rusya (Putin) ve Çin (Xi), Cumhurbaşkanı Erdoğan ile kurdukları kişisel ve pragmatik diplomasi modelinden (Tahıl koridoru, Akkuyu, nükleer iş birlikleri, BRICS üyelik başvurusu) son derece memnun. [1, 2, 3]
      • Bölünmenin Okunuşu: Doğu Bloku, muhalefetin böyle ikiye bölünmesini, mevcut iktidarın 2027 sonbaharı veya sonrasındaki seçimlerde işini kolaylaştıran, dolayısıyla Türkiye’deki mevcut jeopolitik statükonun ve istikrarın sürmesini garantileyen bir gelişme olarak okur. Özgür Özel’in kurduğu Yeni Parti’nin Batı dünyasına göz kırpan çizgisi Moskova tarafından “mesafeli” karşılanırken, muhalefetin iç kavgalarla zayıflaması Doğu Bloku’nun Türkiye üzerindeki stratejik planlarını (lojistik koridorlar, enerji merkezi olma) daha güvenli bir zemine taşımaktadır.

      3. Türk Devletleri Teşkilatı (TDT): “Kurumsal İlişkiler ve Sessiz Takip”

      • Devletler Arası Süreklilik: Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan gibi Türk devletleri için Türkiye’deki iç siyasi çalkantılar, birinci derece dış politika kırılması yaratmaz. Onlar için esas olan, TC devletinin kurumsal gücü ve Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) entegrasyon sürecidir.
      • Bölünmenin Okunuşu: TDT başkentleri bu gelişmelere tamamen “izleyici” olarak yaklaşır ve iç işlerine karışmama ilkesini titizlikle korur. Ancak, Kılıçdaroğlu’nun daha ulusalcı/ Avrasyacı kanadı ile Özgür Özel’in daha küreselci/Batıcı kanadı arasındaki bu ayrışmada, Türk dünyası liderleri mevcut iktidarın ya da ulusalcı kanadın “Türk Dünyası Ekseni” politikasını daha samimi bulmaktadır. Yeni Parti’nin tamamen Batı normlarına odaklanması durumunda, Orta Asya ile ilişkilerin ikinci plana itilip itilmeyeceğini sessizce gözlemlerler.

      4. Arap Ülkeleri ve Körfez Sermayesi: “Yatırım Güvenliği ve Skor Odaklılık”

      • İdeoloji Değil, Bilanço Esaslı Bakış: Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar gibi Körfez ülkeleri için Türkiye siyaseti tamamen ekonomik yatırım güvenliği üzerinden okunur. Swap anlaşmaları, gayrimenkul alımları, savunma sanayii ortaklıkları (Körfez finansmanı) mevcut iktidarın garantörlüğünde yürümektedir.
      • Bölünmenin Okunuşu: Körfez dünyası, muhalefetin kendi içinde bölünmesi ve zayıflamasını, Türkiye’deki “yatırım yaptıkları siyasi iklimin” sarsılmayacağına dair bir güvence olarak görür. Özgür Özel’in veya Kılıçdaroğlu’nun ideolojik çizgisi (sosyal demokrat, ulusalcı veya liberal) Körfez emirlerinin ve krallarının ilgi alanında değildir. Onlar, bu bölünmenin iktidar değişim riskini azaltıp azaltmadığına bakar ve mevcut tablonun iktidarın elini kuvvetlendirdiğini görerek Türkiye’ye yönelik finansal angajmanlarına güvenle devam ederler.

      5. BEMPE Kamu Yönetimi ve Risk Modeli Açısından Özet

      Dünya genelindeki tüm bu okuma biçimlerini, Yerel yönetimler üzerinden geliştirdiğim ve geçmiş yazılarımda açıkladığım BEMPE (Entegre Kamu Performans Taksonomisi) modelinin “Yönetişim ve Risk” boyutuna bağlarsak karşımıza şu küresel skor çıkıyor:

      Dış dünyadaki kimi çevreler, Türkiye’deki bu muhalefet krizini “Kurumsal Yönetim Zaafı” olarak tescillemiştir. Kendi içindeki hukuki süreçleri, kurultay meşruiyetlerini (Mutlak Butlan krizini) yönetemeyen ve sonunda Meclis’te 91’e 44 gibi travmatik bir şekilde bölünen bir muhalefet yapısı, küresel finans çevrelerine ve yabancı devlet ajanslarına “Biz yarın 1 trilyon dolarlık Türkiye ekonomisini ve devlet riskini yönetmeye hazırız” güvenini veremez. [1, 2]

      Küresel aktörler bu yüzden Yeni Parti’nin kuruluşunu devrimsel bir değişimden ziyade, Türkiye’deki mevcut siyasi elitlerin “risk yönetimindeki başarısızlığı” ve statükonun ömrünü uzatan bir iç patlama olarak kodlamış olabilir.

      SON YORUM

      Görüldüğü gibi CHP- YENİ PARTİ içindeki bu gelişmeler ve çatışmalarda yurt içi ve dışındaki tarafların bir beklentisi ve umudu var ama dikkate alınmayan, herhangi bir kazancı olmayıp aksine geçim sıkıntısı çeken samimi partililerin payına IBAN üzerinden BAĞIŞ yapmak düşmüştür.

      “Sonuç olarak, parti içi güç mücadelelerinin en büyük maliyeti, çoğu zaman siyasi aktörlerden ziyade onları destekleyen seçmenler tarafından taşınmaktadır.”

      Kahya ağaya sormuş; Ağam giderken siz atın üstünde ben yaya, dönüşte yine siz yine at üstünde ben yaya köyümüze döndük. İyi de BİZ BU BOKU NİYE YEDİK?!!

      NOT: Özellikle sansür koymadım. Çünkü olanlar ve gelişmeler çok daha pis kokuyor..!

      Bilgi paylaşınca güzel
      X

      Şifrenizi mi unuttunuz?

      Bize Katılın